9 Ocak 2011 Pazar

Bioenerjektik Psikoterapi


Genel Değerlendirme:
Ele alınan Kitap iki boyutlu bir bilimsel inceleme ve araştırmayı kapsar. Birinci kısımda evrensel psikiyatri disiplinin yeni yeni ayırdına vardığı bir kavrama, insan bedeni kavramına dayandırılmış bir yeni psikoterapi yönteminin tanıtılması ve ilk uygulama sonuçlarının açıklanması oluşturur. İkinci bölümde, psikiyakti disiplinine yöneltilmiş eleştiri oluşturur. Kitapta yer alan diğer konular arasında analitik orientusyonlu psikoterapi ve bioenerjetik yeri, bioenerjetik egzersizler ve sağaltımda etkinliği, autojenik biofeedback tekniği sayılabilir.

TANITIM:
Psikiyatri disiplinine yöneltilen eleştiriler kitabı özgün kılar. Bu durum "İnsan Bilimi" olarak psikiyakti disiplininin insan bedeninin önemini vurgulayan yöntemler geliştirdiği gibi; bunca zaman gözardı edilmiş olan tinsel varlığın incelenmesine olanak sağlayan yöntemlerde geliştirmesi gerekliliğini ortaya koyar ve psikiyatri disiplinini antolojiye temellenmesi aşamasına ulaşması bağlamında yeni ufuklar açar. Bioenerjetik Psikoterapi;
İnsan varlığının ve özbilincin gelişiminin bilimsel analizi Doç Dr. Günseli Peker Bioenerjetik Psikoterapi
GİRİŞ
Özbilinç: İnsanın varoluşu hakkında bilgi sahibi olmasıdır. Özbilinç katmanlarından herhangi birindeki bozukluk, diğer katmanların gelişimini de engellemektedir. Örneğin; bedensel süreçlerle ilgili özbilinç bozukluğu duygusal bilincin ve ego bilincinin de daralmasına ve engellemesine neden olmaktadır. Çünkü, çeşitli içsel ve dış baskılar ve engellemelerle iş güdülerini, gereksinimlerini ve motivasyonlarını bastıran bir insan, duygu, düşünce ve davranışlarını da farkında olmadan baskı altında tutar ve varoluşunu gerçekleştirmez.
Akılcı bir insan için tekbir mutluluk vardır! "Gelişim ve büyümenin farkında olmak"Bioenerjetik pisikoterapi anlayışına göre büyük ve gelişme bedensel olarak başlar. Sonra çeşitli beceriler kazanmak, bilgi edinmek ve ilişkilerin gelişimi gibi basamaklarla kişinin yaşama açılmasını ve kendi doğal kültürel ve sosyal çevresinde gelişimini sürdürmesini sağlar.
Duygularını tam olarak yaşayamayan ve ifade edemeyen bir insanın bedensel yaşamı ve özbilinci daralır. Yaşamı baskılı bir şekilde ve özbilinçsiz olarak yaşamak bir deniz gezisinde, mahsende hapsetmek gibidir.
Özbilinç gelişiminde bireyin kendi varlığını, suçluluk, yetersizlik gibi olumsuz duygulara kapılmadan olduğu gibi doğrusal olarak kabul etmesi ve benimsemesi temel süreçlerden biridir. Gerçek anlamda bireyin kendisini olduğu gibi kabullenmesine "Özbenimseyiş" denilir.
R. Descartes, kendi bilincinin gerçeğini farkeden ilk düşünür olmuştur. R. Descartes'in önerdiği "Cosito" kavramı insanın "Düşünüyorum, varım" şeklinde ki bireysel bilincidir.
Özbilinç Kavramının Yeri: Bioenerjetik psikoterapide, sözlü dille anlatılan deneyimleri ve bağlı oldukları duyguları bedende yeniden yaşatmak amacı vardır. Kelimeler duygulardan tamamen ayrıldıkları zaman gerçek dışıdır. Kelimeler yaşam deneyimlerini ifade etmekte kullanıldıkları zaman kişinin geçmişini, geleceğini kişiliğini ve yaşamını biçimlendiren bir görev üstlenir. Doğru kelimeyi kullanmak demek, gerçek olanı ifade etmektir ve bir özbilinç fonksiyonudur.
Bionerjetik Psikoterapi'nin Özbilinç Gelişimindeki Etkinliği:
Özbilincin sağlıklı bir fonksiyon göstermesi temelde bedenin enerjik ve güçlü duygularla, coşkuları yaşaması ve insanın hem bedenen, hem kişilik olarak kendisini özgür ve doğal bir biçimde ifade edebilmesi ile belirlenen sağlıklı bir yaşam süreci içine girmesi ile gerçekleşir. İnsan dünyadaki varlığını bedeni aracılığı ile algılar ve yaşar. Bu gerçeklere dayalı olarak özbilincin genişletilmesi yönteminde temelde büyüme ve gelişme sürecine, öncelikle bedenen katılmayı sağlamak gerekmektedir.
 Bioenerjetik Psikoterapi'de Enerji Kavramının Özbilinçle İlişkisi
Yaşam hareket demektir. İnsanın yaşam mekanizmalarının hareketini devam ettirebilmesi için enerjiye gereksinimi vardır. Bazı kişilerin enerjileri hareketleri duygu ve düşünceleri açıktır. Bazılarında ise enerji içlerinde kapalı ve statiktir. Dıştan gözlemlerle bu kişilerde enerji sanki çok azalmış gibidir. Bioenerjetik psikoterapinin temel amaçlarından biriside bu durumda olan kişilerdeki enerjileri açmak ve geliştirmektir.
Her canlı organizmada, enerjinin şarj ve deşarj olması arasında bir denge olmaktadır. Bioenerjetik psikoterapinin temel tekniklerinin bir amacıda enerji alış-verişini yükseltmek ve insanın kendisini ifade yollarını açmak ve bedendeki enerji ve duygu akımlarının işler hale getirmektir.
İnsan, bilgiyi, duygularıyla ve eylemleriyle yaşadığı zaman kazanın insanın özbilinci, bütün öğeleriyle bir bütünlük ve denge içinde, sağlıklı olduğunda, insan ne istediğini, ne duyumsadığını, ne düşündüğünü, neye karar vereceğini, ne yapacağını bilir ve seçim yaparak varlığı için gerekli etkinlikleri gösterir.
Bioenerjetik Psikoterapi
Bir tedavi yöntemidir. Amacı; hem duyumsal, hem coşkusal bozuklukların sağaltımını, hemde kişilik gelişimini sağlamak ve bu değişikliklerin kişinin yaşadığı sosyal kültürel ortamda uygulanmasıdır. Burada disiplin ön plandadır. Psikoterapi uzun, yorucu, sıkıntılı ve acılı bir olgudur. Çeşitli riskleri vardır. İnsanı sağlıklı ve huzurlu hale getirip, hem kendine hem dünyaya karşı yabancılaşma duygusundan kurtarır. İnsanda hareket yaşamının esasıdır. Gelişme ve gerileme bunun iki yönüdür. Gerçekte tamamen hareketsiz kalmak söz konusu değildir. Gelişim engellendiğinde gerileme dönemi başlar.
İnsan tek başına kendisini değiştiremez. Psikoterapide ilk adım, kişinin kendisini kabullenmesini sağlamaktır. Buda sabır isteyen bir iştir. Bioenerjetik halkada, sembolik anlamda merkez kalptir. Çünkü en hassas bölge kalptir. Bu yüzden psikoterapist insan duygularını burada kontrol eder. İnsan yaptığı şeyi severek içtenlikle katılarak ve haz duyarak yapmaktır. Sağlıklı insan işini sever, yaşamı sever, yaptığı herşeyi sever, arkadaşlarını sever. Bütün koşullarda cevapları, duyguları düşünceleri bir bütünlük içerisindedir. Gerçek yaşamın getirdiği koşullara ve olaylara göre, bozan coşkulu, bazen üzgün ve kızgın bazende korkar birisidir.
İnsanda çeşitli savunma mekanizmaları vardır. Şayet kişi saldırıya uğrama tehdidiyle karşı karşıya ise patolojik savunmalar geliştirir. Tehdit devam ettiği müddetçe ve kişi savunmada kaldığı müddetçe kendisini haklı görmeye başlar. Zaman içinde bu savunmalar bedende yapılanır. Psikolojik olarak da belirli bir karakter yapısı, belirli davranış ve tutumlar gelişir. Psikolojik travmanın anısı bastırıldıkça ego idealleri ortaya çıkar. Bu idealler insanın ilgi, sevgi ve yakınlaşma isteklerinin üstünde amaçları ve idealleri olması şeklinde biçimlenir.
Hayal kırıklığına uğramış ve itilmiş bir insandaki "ben artık onu istemiyorum sevmiyorum" şeklindeki bir inkar mekanizmasının oluşumu ego düzeyinde bir savunmadır. İnsan yaşadığı sürece, sevgiye hasret çeker, duyguları ifade bulmak ister. Fakat hasta bir insan, bu yönde güçlü bir hareket yapmaya kalktığında savunmaları impulslarını engelleyecektir.
Özbilinç Gelişiminin Bioenerjetik Yöntemle Analizi
1) Özel duygu ve coşkuların öğrenilmesi dış dünyanın belirli bir derecede farkında olunmasına, algılanmasına, bilgi ve deneyim kazanılmasına bağlıdır.
2) Bedensel ve duygusal özbilincin üzerinde düşünce bilinci gelişir. Düşünce bilinci kelimelerin yerinde ve doğru olarak kullanılması ile gelişmeye başlar, kelimelerin anlamlarının öğrenilmesi ve kavramların gelişimi ve soyut düşünce gelişimide temelde sosyal ilişkilerdeki deneyimlerden kazanılır. Bu süreçler sonunda düşünce özbilinci gelişir.
3) Ego bilincinin gelişimi
4) Beden ve ego bilincinin bütünlüğü
Beden Bilinci
Beden süreçlerin bilincinde olmak, bedensel duygulanımları yaşamak, bedensel özbilincin gelişimi için esastır. İnsanda yüksel coşku hallerinde veya mistik duygulanım ve şiddetli korku gibi durumlarda, bedende de şiddetli duygulanımlar fiziksel olarak algılanır ve yaşanır. İnsanın beden bilinci, ego bilinci ile bilinçaltı arasında yeralan doğal fakat, tanınması zor güçlerle bağlantı kurmasında ayrıca özbenliğe, özbilince ve yaşama uyum sağlamasıda aracı olur. Çünkü insanın yaşamının büyük bir bölümü bilinç ve akıl ışığının aydınlatmadığı bilinç altında yeralır. İnsanlar genellikle bilinç altındaki gizemli süreçlerden korku duyarlar ve çeşitli çelişkilere düşerler.
Bioenerjetik psikoterapi yönteminde, amaç, bilinç altına yakın olmak gizemli güçleri tanımak, yaşatmak ve böylece bedendeki güçleri daha az korkutucu bir hale getirmektir.
Özel Kavramsal Duyguların ve Coşkuların Öğrenilmesi:
Özel duygular dış dünyanın farkında olunmasına ve algılanmasına bağlı olarak gelişir. Örneğin küçük bir bebek, öfke, korku, üzüntü veya mutluluk gibi duyguları tanımaz. Çünkü, henüz bu duyguları öğrenmemiştir.
Çocuk erişkine göre daha büyük bir beden bilincine sahiptir ve bedensel duygulanmalara daha duyarlıdır. Çocuk büyüdükçe çeşitli duyguları ve coşkuları öğrenir ve yaşamaya başlar.
Düşünce Süreçlerinin ve Düşünce Bilincinin Gelişimi:
Düşünce sisteminin gelişimi, kelimelerin öğrenilmesi, kavramların yerinde ve doğru olarak kullanılması ve konuşma sürecinin gelişimi ile gerçekleşir.
16-17 yaşlarında beyin gelişimi üst düzeye erişmiştir ve zihinsel fonksiyonlar gelişmiştir. Özellikle muhakeme, sentez, analiz, soyut düşünce fonksiyonlarını gelişiminde beyin gelişimi ile birlikte eğitimde rolü büyüktür.
Ego Özbilincinin Gelişi
Bedensel, duygusal, düşünsel süreçleri ve ego fonksiyonları sağlıklı bir şekilde gelişen insan kişilik sahibi etkin duygu, düşünce ve iç güdülerini kontrol edebilen seçim yapabilen bütünleşmiş bir birey olarak algılamaya başlar.
Entellektüel çağdaş insanda ego bilinci yaşama hakim olmuştur. Bazı insanlarda daha aşırı bir biçimde bütün dikkat ve enerji "ben" üzerinde yoğunlaşmıştır. Bu insanlar gerçekten uzaklaşmışlardır. Huzursuzdurlar ve kişilik bütünlükleri sarsıntı içindedir. İnsanı kişiliğinin parçalanması ve sönmesine kadar götürür.
Tinsel Varlık Katmanında Özbilinç Gelişimi:
Yapısal bütünlük içindeki insan özbilincinin denetimi ile dış dünyayı etkinliği altına alabilen tek canlıdır.
Prof. Dr. S. Velioğlu, insan varlığını "insan inorganik, organik psişik ve tinsel varlık kategorileri platformunda birey olarak dünyaya gelmekle beraber bütünleşmek ve toplumsallaşmak zorunda olan tarihsel-kültürel, inançsal, siyasal ve ekonomik oluşum çizgisi içinde bulunan yaratma süreci ile donatılmış, dinamik varoluştur" diye tanımlamıştır.
Özbilinç ve İnsan Etkinliği
Özbilinç genişletme kavramı hümanistik akımının sonucunda ortaya çıkmış ve bioenerjetik terapide de hastaların sağaltımı konusunda uygulamadaki yerini almıştır. İnsanın hemaostatik dengesi bozulduğunda, herhangi bir olay karşısında duygu ve düşüncelerine aksi uçta bir reaksiyon verebilir. Örneğin; Bazı insanlar meteryalistik yaşama karşı mistisizme kaçış şeklinde uç bir reaksiyon gösterirler.
Mistik kişi yaşamın gerçek anlamını bulmak için içe döner. Mistik felsefe ve materyalistik felsefe insanı anlamak için yeterli değildir. Çünkü insan kapalı değil, açık bir sistemdir ve insan davranışını etkileyen bütün değişkenler hiçbir zaman tam olarak bilinmez ve kontrol edilemez. Sonuç olarak kozalite konumu insan bilimleri açısından yeterli değildir. Mistik şahıs kendi kozalite konumu uygunsuzdur.
Mekanistik görüşte dar ve keskin bir odaklaşmadır. Mistik şahıs evrenin harikasına gözleri açık yürürken, yolundaki taşları göremez ve onlara çarpıp dengesini kaybeder. Mekanistik kişi ise taşlara dikkatle bakarken gökyüzünün güzelliğini göremez. İnsanın çelişkilerini çözümlemesinde ne mistik nede mekanistik olmayan bir düşünce sistemi gereklidir. Buda fonksiyonel düşüncedir. Fonksiyonel düşüncede bilinçli olabilmek ve bilinçliliği anlayabilmek önemlidir. Bilinç ile dikkat göstermek arasında çok yakın bir ilişki vardır.
Çünkü birşeye ne kadar dikkat edersek, o şey hakkında o kadar bilinçli oluruz. Bilinç bir araba lambası gibidir. Lamba alanın bir bölümünü aydınlatır ve orayı net olarak görürüz. Fakat bu süreç içinde alanın geri kalan bölümleri karanlık görünür. Bedenin herhangi bir bölümü enerjik olarak şarj edildiğinde dikkat bu bölüme çekilir. Bilinç yükselir ve böylece artan enerji bedenin bu bölümünde bir gerilim alanı oluşturur. İşte bu dikkattir.
Uyanık olduğumuz zaman dikkatli bir durumda ve bilinçli oluruz. Bilinç iki önemli eksene projekte olur. Bilinç seviyesi bedenin enerji şarj durumu ile orantılıdır. Uykuda beden yüzeyinden enerji şarj çekilir. Dikkat ve bilinç sıfıra düşer. İnsanlarda değişik oranlarda bilinç seviyeleri mevcuttur.
Bioenerjetik Yöntemi Seçme Nedeni:
Bioenerjetik psikoterapinin temel ilkesi öncelikle beden idantitesinin ve beden egosunun gelişimini sağlamaktır. Bioenerjetik psikoterapi telkinleri ile hasta psikolojik travmaları ve bunlara bağlı bastırılmış duygu ve düşünceleri yeniden yaşamak ve tanımak olanağı bulur. Hasta, geçmişteki duygularını hem bedenen hem de psikolojik olarak yaşayarak başka hiçbir şekilde elde edemeyeceği bir gerçeklik duygusu ve özbilinç kazanır.
A.Cowen şizoid hastalarda bedende enerji akımlarının ileri boyutlarda bastırılmasının zaman zaman patlayıcı nitelikte öfke panik vb.  duyguları ve coşkusal reaksiyonların ortaya çıkmasına neden olduğunu bildirmiştir.
Bioenerjetik Yöntem ve Beden
Sağlıklı beden canlı hareketli parlak abrasyon içinde ve duygularla şarj olmuş bir durumdadır. Şizoid hastaların ise duygu ve istekleri yaşamaktan korku (bedendeki iç güdüleri) duydukları saptanmıştır.
Sağlıklı bir insan mantığına ters olsa duygularını kabul eder ve onlarla başetmesini bilin mantığa ters olsalar bedensel impulslarının ve duyguların insanı motive edici ve hareket ettirici bir gücü vardır.
Bioenerjetik Egzersizler
Bioenerjetik egzersizlerden, solunum derinleşmesi ve diyaframdaki gerilimlerin açılmasına yönelik olan nefes egzersizlerinin terapideki önemi büyükdür ve bunlar ilk uygulanan egzersizlerdir. Gerilimlerin atılmasında bedenin istem dışı hareketleri gereklidir. Bu egzersizler solunumu derinleştirdikçe bütün vücudu istem dışı bir titreşim sarar. Egzersizler tekrarlandıkça sonuçta hastanın bedenine canlılık ve sıcaklık duygusu gelir.
Sağlıklı bir insanın vücut koordinasyonu iyidir ve hareketlerinin duygusal bir içeriği ve canlılığı vardır. Şizoid hastanın hareketleri ise sert ve düzensizdir.
İnsan coşkularını bedeninde yaşar. Bu yüzden beden önemlidir. Çeşitli olguları yaşamı içinde bedensel deneyimleri ile öğrenir. İnsanda bilgi duygular ile birleştiği zaman anlaşılır, algılanır ve öğrenilir. Bioenerjetik psikoterapi anlayışına göre insanın kendisini anlaması ve tanıması ancak şiddetli duygularla şarj olduğunda mümkün olur. İnsan kendisi hakkındaki bilgileri özellikle bedenindeki uyaranların beynine erişmesi ile kananın ve hameostasini biofeedback mekanizması ile gerçekleştirir. Şizoid hastalarda psikolojik engellemeler bedenide baskı altına alarak bu doğal mekanizmayı bozmuştur.
Autogenic Biofeedback tekniğinin amacı, hastaya bedensel, zihinsel ve psikolojik gevşeme, rahatlama durumu, nasıl sağlanacağının eğitiminin verilmesidir.
BİOENERJETİK YÖNTEMİN DAYANDIĞI İLİMSEL İLKELER
İnsanın yaşamı temelde bedenin yaşamıdır. Bioenerjetik terapi insanın "realite prensibinin" getirdiği çeşitli patolojik savunma mekanizmalarından duygusal baskı ve çelişkilerden kurtulup tamamen bastırdığı ve terk ettiği "primer orientasyonuna" geri dönmesi bedenin doğal varlığının bilincini kazanarak bedenindeki yaşamı tüm gerçekleri ile tanıması ve yaşaması ilkesine dayalıdır.
Aşırı baskılı ortamlarda yetişen kişilerde (gerçeklik prensibi) genellikle primer oiantasyonuna (haz prensibine) özgürlük tanımaz. Doğada iki temel polar hareket vardır. İd hastaların ise duygu ve istekleri yaşamaktan korku (bedendeki iç güdüleri) korku duydukları saptanmıştır. Sağlıklı bir insan mantığına ters olsa duygularını kabul eder ve onlarla başetmesini bilin mantığa ters olsalar bedensel impulslarının ve duyguların insanı motive edici ve hareket ettirici bir gücü vardır.
Gerçeklik İlkesi (Sekandar Orientasyon)
Neden gerçeklik ilkesine sekandar orientasyon denilmiştir. Bu isim zaman açısından verilmiştir. Çünkü kişinin gerçeğe orientasyonu yavaş yavaş büyüdükçe gelişir. Buna karşılık haz olmaya yönelik primer orientasyon hayatın başlangıç noktasında vardır. İnsanların çoğu kendilerine gerçek olmayan hedefler seçerler ve bunları gerçekleştiremedikleri için sürekli bir mutsuzluk içine düşerler. Her depresyonlu kişinin düşüncesinde beklediği bir illüzyon vardır ve bu nedenle çoğu davranışlarında ve beklentilerinde uyumsuz bir durumda bulunmaktadır. Genellikle illüzyonların çekmesi depresyonun ortaya çıkmasına neden olur.
İllüzyonlar kişiyi çözümlenmemiş bir çelişki içinde tutarlar. Çünkü hasta olan bir insanda bir taraftan gerçeğin beklentileri, diğer taraftan illüzyonları gerçekleştirme çabası birlikte yaşanır. Fakat bu kişiler tamamen kendilerini ilüzyonlarıda bırakmazlar. Böylece "arada kalma" nedeniyle sık sık korkulu ve tehdit edici bir duygu içindedirler.
Bilinç Alanında Dualite ve Homeostasi
Hameostatik sağlıklı yaşamın önemli bir fonksiyonudur. Normal olarak insan bedenindeki alomal hameostatik prensiplerin sürekli fonksiyon halinde olduğunun farkında değildir. Fakat önemini kabul eder.
İnsan sürekli çevresi ile bir interaksion ve sürekli bir değişim ve gelişim süreci içindedir. Fakat her yeni gelişim hameastatisi bozar ve bu kararsız dengenin yeniden kurulmasını gerektirir. Bedendeki Dengesizlikler sürekli olarak bilincimiz dışında düzenlenmektedir. Beden bilincimiz dışında geçmişin deneyimleri ile aktüel yaşamda hameastatik bir denge içinde tutar ve insanın bütünlüğünü korur. Bu doğan dengeyi W.B. cannon benin zekası kavramı ile ifade eder.
Hameostakik mekanizmalarda dualite (Polarite) prensibi hakimdir. Bilincinde olduğumuz bütün dualitelerin temelinde yatan bedenin ritmik aktivitesinin bütünlüğü vardır. Yapıda bütünlük olmadan yaşamda dualite olmaz ve dualiteleri olmayan bir bütünlükte varolmaz. Mantığımızda dualiteleri açık olarak görmektedir. Örneğin; neden-sonuç, etki-tepki, mutluluk-elem gibi. Bioenerjetik anlayışına göre insan bilincindeki ve insan yaşamındaki dualite prensiplerinin önemi çok büyüktür. Kişilik bütünlüğü hem kişinin kendi iç dünyası ile hemde dış dünya gerçekleri ile kurulmadan yaşamın çeşitli zorlukları ve problemleri etkin bir biçimde çözümlenemez.
İnsanın rasyonel bir beyni, fakat rasyonel olmayan bir bedeni vardır. Bütün bu seviyelerde bir anda yaşamaktadır. Bir insan düşünceleri kadar iyidir. Özü, sözü, doğru insan düşürdüğü gibidir ve olduğu gibi düşünür. Bu bütünlüğe erişmek için insanın öncelikle bedenine sahip çıkması gerekir ve aynı zamanda "Ben aklımda düşüncelerimle kişiliğimle benim" diyebilmelidir.
Sağlıklı İnsan
Sağlıklı bir insan incinme dışlanma korkuları duymadan insan olarak ailesi ve toplum tarafından sevildiği beğenildiği ve kabul gördüğü duyguları ile gelişen güven duygusuna sahiptir. Bakıma muhtaç bir bebek yaşama başlayan insan yavrusunun güvenilir bir aile ortamında büyümesi temel güvenin gelişiminde çok önemlidir. Çok erken dönemlerde gelişen güven duygusu insanın ilerideki yaşam görüşünün temelini oluşturur.
Sağlıklı insan ister kendi düzeyindeki insanlarla, ister üstün kişilerle olsun, ilişkilerinde güvenli ve içtendir. O tarife karşısında saygılı ve rahattır. Gerektiğinde bir lideri izleyen bir kişi olmayı kabul edebilir. Sağlıklı insan diğer insanlara ihtiyaç duyar. Arkadaşlıklara değer verir ve korkuya kapılmadan bağımlı olmadan, boyun eğmeden sağlıklı ilişkiler kurabilir. Amaçları uğruna çalışan sağlıklı bir insan bazen başarısız olabileceğini ve yetersiz kalabileceğini kabul eder. Sağlıklı insan karar verirken seçim yaparken ve problemi çözerken öncelikle muhakeme ve düşünme kapasitelerini harekete geçirir.
Bioenerjetik Psikoterapi Yöntemi ile İnsanın Kendisi
Arasındaki Bağlar:
Bioenerjetik psikoterapi yaşayan gerçek bir insanı kendine özgü öyküsü ile araştırır. Uyguladığı tekniklerle kişinin kendisi her türlü psikopatolojik baskı ve tutsaklıktan kurtarmasını sağlayarak, kişinin gereksinimleri, motivasyonları istekleri bedensel duyumları, duygu, düşünce ve egosu ve tinsel varlığı ile ilgili tüm bilgileri kişinin kendi yaşadığı biçimde özbilincini kazanmasını amaçlamaktadır. Çünkü insan doğada tektir ve her insanın kendisine özgü yetenekleri, becerileri yapın ve psikodinamik örgütlenmesi ile bir benzeri daha olmayan, tamamen tek olan dikkate değer bir varlıktır. Tek bir insanda (mikrokarmer) tüm evrenin (makro kosmoz) bütün olayları kesişir. Bu nedenle her insan başarısı doğal isteklerini ve yeteneklerini gerçekleştirmesi ile acıları ve çevre interaksiyonaları ile dikkate ve ilgiye layıktır.
Mesela, insan beynine erişemeyecek kadar basit olan bilgisayar teknolojisinde dahi çeşitli konular sistemli ve programlıdır. İnsan beyni bilgisayarla kıyaslanamayacak bir organdır. Gerek sistemi organize olma yeteneği, büyüklüğü, gerek belleğin dışındaki yaratıcı düşünce sistemi, duyguları, dikkati, çağrışımları, gözlemleri, yeri sentezleri ve keşifleri ile vb. daha pekçok olağan üstü yetenekleri ile insanın çeşitli boyutları derken, insanın öncelikle "insan olarak" kendisini nasıl değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
Bioenerjetik Teori açısından İnsanın Kendisini İfade Etmesi
Sürecinin İncelenmesi ve Beden Dili
İnsan varlığının kendisini sağlıklı, özgür ve doğal olarak ifade etmesi "spantanite" içinde gerçekleşir. Spontanite insan varlığının duygusallığınıın dürüst bir şekilde ifadesidir. bu kişilerde impulslarını ifadesi de kesintisiz ve spontandır. Bu nedenle bu kişiler "kişilik derinliklerini" özgür olarak ifade ederler. İnsan gelişim ve eğitim süreci içinde yaşadığı toplumun sosyokültürel, geleneksel ve ahlaki değerleri ile kişiliğini oluşturur. İnsanın bedeninin hareketleri ne kadar canlı ise insanın kendisini ifade etme niteliğini o kadar etkindir. Beden dilinde insanın kendisini ifade edebildiği üç olan çok önemlidir. Bunlar; Hareket, ses ve gözlerdir. Sağlıklı bir insan kendisini bu üç komünikasyon kanadından aynı anda ifade eder. Örneğin, insan kederli ise, gözleri dolu dolu ve hüzünlü sesi titrek ve hıçkırıklı, bedeni ise kontraksiyon durumdadır. Bu kanallardan herhangi biri engellendiğinde, insan duygularını düşüncelerini ve davranışlarını ifade etmekte zorluk çeker.
Beden Dili ile İletişim
İnsanların birbirleriyle iletişimlerinde beden dilini farkında olmadan kullandıkları bilinmektedir. Beden dili jestler, beden duruşu, göz ve baş hareketleri yüz ifadesi, diğer kişi ile olan mesafe ona dokunma şekli gibi beden dili öğelerinden oluşmuştur. Bazan insan sözlü dille yalan söyleyebilir. Farkında olmadan olayları saklayabilir veya inkar edebilir, fakat beden dili asla yalan söylemez. Fakat beden dili değerlendirilirken sadece kişinin içsel durumu değil, içinde bulunduğu dış koşullarda dikkate alınmalıdır.
Beden Dili ile İletişim İnsanların birbirleriyle iletişimlerinden beden dilini farkında olmadan kullandıkları bilinmektedir. Beden dili jestler, beden duruşu, göz ve baş hareketleri yüz ifadesi, diğer kişi ile olan mesafe ona dokunma şekli gibi beden dili öğelerinden oluşmuştur. Bazen insan, sözlü dille yalan söyleyebilir. Farkında olmadan olayları saklayabilir veya inkar edebilir, fakat beden dili asla yalan söylemez. Fakat beden dili değerlendirilirken sadece kişinin içsel durumu değil, içinde bulunduğu dış koşullarda dikkate alınmalıdır.
Beden Dili
Beden dili görsel dildir. Bir kişinin beden ifadelerin işaretlerinin incelenmesine dayanır. Beden dilinde göğüs boşluğuna bakarak insanın kişilik yapısı hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür. Göğüs boşluğunu dengeli ve sponton olarak açık tutan insanlar çoğunlukla diğer insanlar ve dünya ile sağlıklı ilişkiler içindedir. Mesela bazı kişilerin elleri, yüksek bir enerji ile şarj olmuştur. Bu ellere dokunulduğunda rahatlatıcı bir özelliği vardır. Beden dilinin en anlamlı ifadeleri yüzdedir. Yüz adaleleri duygusal ifadeyi, alın adaleleri, göz adaleleri, ağız bölgesindeki adalelere yansıtır. İnsan mutluluğu korku, nefret, öfke, hayret, üzüntü ve tiksinti duyguları yüz ifadelerinde yansır. Ses tonuda beden dilinde önemlidir. İnsan yalan söylediğinde ses telleri zorlanır ve gerilir. Yalan makinasının işleyiş tarzıda bu gerçeğe uygundur. Bir insanın beden ifadelerini anlayabilmeyi başarabilirseniz, belki ne duyumsadığını anlayabilirsizin, fakat mutlaka aynı duyguyu yaşamak mümkün değildir.
Bioenerjetik Psikoterapi Yöntemi Bağlamında Psikanalitik
Yöntemli Psikoterapi Yaklaşımının Etkinliği
Psikoterapi insanın "kendisini gerçek anlamda sağlıklı bir biçimde var edebilmesini" sağlayan ve insanda bu özbilinç genişleme sürecinin gelişiminin Spontanite ve süreklilik kazanmasını amaçlayan bilimsel ve disiplinli yöntemlere dayalı bir sağaltım sürecidir.
İnsanın yaşamına anlam ve onur veren yaşam mücadelesini başarılı bir şekilde vermesidir. Yaşam gerçeklerinden kaçmak ve yenik düşmek insanda çeşitli psikiyatrik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Çünkü insan ancak normal yaşama zorluklarını ve getirdiği acılara katlanmayı, bunlarla mücadele etmeyi başardığı zaman sağlıklı bir yaşama kavuşur.
İnsan karşılaştığı bir sorunu nasıl çözümleyeceğine karar verirken öncelikle dış koşulları kendi içsel kaynaklarını gücünü, bilgi ve deneyimlerini, prensiplerini disiplinli ve istençli bir şekilde değerlendirmelidir.
Regresyon
Hasta olan bir insanın yaşamının çok erken dönemlerine ve bu dönemlerdeki çocukluk gereksinimlerine, duygu, düşünce ve davranışlarına ve birçok psikopatolojilerine geri dönmesidir. Patolojik regresyon ise psikoterapi için olumsuz bir olgudur. Patolojik regresyon psikoterapide, iletişimi işbirliğini bozabilir. Bu nedenle patolojik regresyon çözümlenmeden ilerlemez.
Resistans
Psikoterapi sürecinde, direnç şeklinde kendini gösteren ve psikoterapinin ilerlemesini engelleyen tüm tutum ve davranışlara "Resistans" denir. Hasta bir insanın psikoterapiye gösterdiği isteğe karşın aynı zamanda psikoterapiyi engelleyen bilinçaltı direnci vardır.
Psikanalitik Yönelimli Psikoterapi Yöntemi
Bu yöntem bilimsel, sistemli ve disiplinli bir şekilde birbirini izleyen çeşitli tekniklerden ve sağaltım basamaklardan oluşmuştur.
Psikanalitik yönelimli psikoterapinin sağaltımı için ilk aşama, hasta olan insanda sağlıklı güvenli, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir terapatik ilişkinin kurulmasıdır. Bunun sağlanması, terapistin bilimsel bir tavır içinde titiz, dikkatli disiplinli, ciddi, saygılı bir kişi olması yanında, rahatlatıcı ve insancıl bir kişi olması gerekmektedir.
Psikoterapistin, hasta kişinin resistanslarını yorumlaması ile hasta iç görü kazanmaya başlar ve resistanslar kırılır. Böylece psikoterapi ilerleme gösterir. Çünkü bu aşamadan sonra, hasta, bilinç altı motivasyonlarının gerçek kaynaklarına yaklaşmaya başlamıştır.
Psikanalitik yönelimli psikoterapi yöntemi, çok iyi bir şekilde uygulandığında insanda yaşam boyu devam edecek olan, bir özbilinç geliştirme süreci başlamıştır. Psikoterapi sonuçlandıktan sonra da, insan ruhsal gelişim sürecini sponton olarak yaşam boyu sürdürür.
Şizoid Olgusu Gösteren Hastaların Bioenerjetik Psikoterapi Yöntemi ile İncelenmesi ve Sağaltımı
Şizoid olgusu "insanlardan duygusal uzaklılık" karakterisleri ile tanımlanmıştır. "Şizoid yapı" Şizofrenide, hem psikoz öncesi dönemde, hem nüksler sırasında, hemde şizofren hastaların akrabalarında sıklıklı tesbit edilmiştir.
Adolf Meyer şizoid kişiliği kapalı kişi olarak tanımlamıştır. Evgen Bleuler şizoid terimini, utangaç, yalnız, insana ihtiyaç göstermeyen ve insanlardan uzak olma karakteristiği gösteren kişilik yapılarını belirleyen bir kavram olarak tanımlamıştır.
Bu insanlar genellikle duygularını yaşayamadıklarını, fakat insanlara, sanki duyguları varmış gibi bir rol yapma davranışı gösterdikleri tesbit edilmiştir.
Genellikle insanlar alarm verici nevrotik (Nevrotik kişi gerçeği ihmal eden) Semptomlar olmadıkça, herşeyin yolunda olduğunu düşünürler. Bu durum çok dramatik tutumlara yol açabilir. Örneğin; sıkıntıları, sosyal geri çekilmesi, arkadaşlardan uzaklığı, ders çalışmakta zorlukları olan ve bütün bunlara rağmen ihmal edilen genç bir insan aniden intihar edebilir.
Bütün bu sorunların temelinde, bazen şizoid bir sürecin başlaması olasılığı vardır. Sondar Rado; Şizoid kişilik için fizyolojik bir görüş bildirmiştir. Şizoid kişide iki önemli fizyolojik bozukluktan söz etmiştir.
Bunlar
1) Yaşamdan haz alamamak
2) Bedensel varlığından haberdar olamamak
Şizoid kişiler, annelerinin soğuk, mükemmeli arayan, anksiyeteki aşırı baskılı, kontrolcü, çocuğunu olduğu gibi kabul edemeyen kişiler olduğu tesbit edilmiştir. Ayrıca şizoid hastalarda özbilinç daralması ve bozukluğu bulunduğu tesbit edilmiştir. Bioenerjetik anlarda şizoid hastalarda bedende, göğüs altından itibaren, bedenin üst yarısı ile alt yarısı arasındaki bioenerjetik bağlantı engellenmiş bir durumda bulunmaktadır. Bu engelleme şiddetli diyafragmatik gerilimlerle sağlanmaktadır.
Şizoid hastaların temel savunması, hareketsizlik ve duygusuzluktur. Hastanın egosu öfkeyi ve diğer tahripkar, negatif duyguları inkar eder. Bu hastalar, beden dili ile incelediğimizde genellikle bir "melek maskesi" görülmektedir.
Silvarborg VW. "Şizoid insan, kaçınılmaz bir incinme ve yok olma tehlikesi karşısında kendisini çaresiz hisseder ve korkar. Böylece hayatta kalabilmesi için şizoid manevralar devreye girer" demiştir. Çalışmalarda da Silverbeg'in işaret ettiği şizoid manevralar tesbit edilmiş ve sağaltımda üzerinde yoğun çalışmalar yapılmıştır.
Bioenerjetik Psikoterapi Yönteminin
Şizoid Hastalarda Uygulanması
Bioenerjetik psikoterapi insanın temelde özbilincini genişletme sürecini başlatarak hastalık olgusundan kurtulmasını sağlamaktır.
Şizoid hastaları acı veren duyguları şiddetli savunmalarla bastırdıkça yaşama karşı negatif bir alan içine girmiş ve yaşamdan haz almamaya başlamışlardır. Böylece yaşamakla ilgili iyi ve güzel duygulardan yoksun bir durumda kalmışlardır.
Bioenerjetik psikoterapide adeleler açıldıkça hasta bastırdığı duygu ve düşüncelerinde tanınmaya ve yaşamaya başlar. Bu yöntem sayesinde hasta duyguları, düşünceleri ve bedeni arasındaki etkileşimleri tanımaya başlar.
Bioenerjetik tekniklerle hastanın hareketleriyle, ifadesiyle ve sözlü dille isteklerini duygularını ve düşüncelerini anlatması sağlanmıştır ve duygularını, düşüncelerini davranışlarıyla ifade etmesi istenilmiştir. Bu teknikle hastadaki negatif duygular ifade bulmuş ve psikopatolojik mekanizmalar çözülmeye başlamıştır.
Hastaların bedenleriyle kontakt kurmaları sonucunda içsel gerçekleri algılamaları tanımaları tolere etmeleri ve kabul etmeleri sağlanmış ve hastalarda içsel gerçeklik duygusu geliştirilmiştir. Bioenerjetik psikoterapi ile hastaların duyusal gerçekleride doğru olarak algılamaları tanımaları kabullenmeleri, tolere etmeleri sağlanmış ve ego ile iç ve dış gerçekler bütünleşmiş ve giderek ego bilinci gelişmiştir. Böylece içsel gerçeklerle dış gerçeklerin çelişkisi içindeki hastalar iç dünyaları ile dış dünyalarını ayırt etmeye başlamışlar ve bireyselliklerini kazanmışlardır. Sonuçta şizoid hastanın identitesini kazanması, ego ve beden bütünlüğünün kurulması ve impulsların, gereksinimlerin, isteklerin, duygu ve coşkuların düğümcelerin ego ile bu bütünlük ve spottanite içinde fonksiyon göstermesi ile şizoid sürecin sağlatımı mümkün olmuştur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder